En çok annem adına seviniyorum...

 “Artık marketten alırsınız yağınızı, incirinizi hiçbiriniz uğraşmadı bu işlerle ne olacak bu ağaçlara bizden sonra” der dururdu, artık diyemeyecek ilgilenmeye karar verdim.

Küçük Ege şehri Nazilli’den 20 yıl önce çıktım,ilk günümü hatırlıyorum, üniversite için geldiğim Ankara’da gördüğüm eski bakanlık binaları bile çok etkilemişti beni.

Başkentteydim, hep çok istemiştim Ankara’da olmayı. Okudum, bitirdim üniversiteyi, hiç düşünmedim Nazilli’ye geri dönmeyi hem Ankara’dan sonra ne yapacaktım Nazilli’de? (Şimdi fırsat çıksa da gitsem diye can atıyorum!)

Evlendim, hayatımın en doğru kararını verdim. Sınıfımın en güzel kızı şimdi eşim ve 2 dünya tatlısı çocuğum var. İkisinin de bir ismini Deniz koyduk tabii ki eşimin onayıyla, aslında onay aldım da denmez o teklif etmişti Deniz ismini.

Hepimizin çok iyi bildiği uluslararası alanda faaliyet gösteren 2 sigorta şirketinde hem danışmanlık hem de yöneticilik yaptım, derken kendi şirketimi kurdum ve halen 7 farklı sigorta şirketinin temsilciliğini yapıyorum. (
www.aol.gen.tr )

Bilirsiniz;

İklimi soğuktur Ankara’nın, gökyüzünün rengi binalara yansır genel de gridir, kasvetli olur, yağmur veya kar yağdığında bir yere ulaşmak eziyet olur.

En çok ta trafikte geçirdiğim zamana yanarım ama yapabilecek bir şey yok. Bu şehir benim ikinci memleketim ve beni buraya bağlayan çok sağlam bağlarım var.
Zaman insanı değiştiriyor, çok sıkıldığımı hissediyorum kimi zaman;

İş koşuşturması, toplantılar, hedeflere ulaşalım derken; haftalar, aylar, yıllar geçip gidiyor ve her geçen gün daha çok sorguluyor insan hayatı. İşte tam bu sıkıntıların tavan yaptığı anlarda en güzel kaçış oluyor memleketime gitmek.

Ankara-Nazilli yolu en güzel seyahatlerin yapıldığı yoldur benim için. Afyon'dan sonra Ege'desinizdir ama asıl Denizli'yi geçtikten sonra sağlı sollu incir, zeytin, portakal, nar bahçeleri ile iyice anlarsınız Ege’de olduğunuzu. Her mevsim yeşildir içiniz huzurla dolar.

“Dağlarından yağ ovalarından bal akan memleket” derler benim memleketim için, doğrudur; gözünüz alabildiğince zeytin ve incir ağaçlarıyla karşılaşırsınız. Hava genelde nemli ama berraktır.

Pastörize yoğurtla Ankara’ya geldiğimde tanıştım ben. Benim bildiğim tek yoğurt Nazilli pazarında her bir köylüde ancak 9-10 kilo bulunan, kese içinde satılan, market ismiyle süzme yoğurttur. O yoğurtla büyüdüm ben. Yıllarca bu yoğurdu yedikten sonra başka yoğurdu beğenmeniz zordur.

Peynir, yumurta aklınıza gelebilecek tüm gıda malzemeleri en doğal haliyle pazarlarda satılır, zaten doğal satmayanın pazarda ancak bir kez iş yapacağı kesindir. Yapabilirse tabii!

Annem ayda birkaç kez gerek yetiştirdiğimiz gerekse de biz de olmayıp pazarda bulunan mis gibi kokan meyve sebzelerden bir koli yapar ve gönderir. AŞTİ’yi çok iyi bilirim onun için, az otobüs bekleyip koli karşılamadım.
Çocuklarım için değer…

Yıllar önce birkaç kez hediye amaçlı getirdiğim zeytinyağının bağımlısı olan yakın çevrem ve bazı özel müşterilerim artık başka yerden zeytinyağı almaz oldu. Her geçen gün zeytinyağımızdan tatmış olan insanlar beni arıyorlar ve zeytinyağı istiyorlar. Herkese ulaştırmaya çalışıyorum ama çok ta başarılı olduğum söylenemez.

Zeytinyağını Nazilliden Ankara’ya getirmek sorun, getirdikten sonra isteyenlere ulaştırmak sorun, hele ki yoğun mesai harcamanız gereken bir işiniz varsa bunlara vakit ayırmak ta sorun.

Ama çözümü buldum; Önce ülkemizin en çok bilinen kargo şirketi ile anlaştım sonra biraz masraflı olsa da özel pet bidonlar ve bidonları içine koyabileceğimiz sağlam karton kutular yaptırdım. Artık zeytinyağımızı evinize kadar güvenli ve hiç zahmetsizce ulaştırıyoruz.

Bizim için zeytinyağı altın gibidir. Bidondan şişeye boşaltırken dışına damlayan birkaç damlaya bile üzülürüz. Yanlış anlaşılmasın elbette ki birkaç damlanın maddi değerinden değil her bir zeytinin toplanmasında harcanan emekten dolayı. (Ben biraz geç farkına vardım. Ta ki ağacın en tepesindeki zeytine ulaşmak için harcadığım emeğe kadar. Çok zor işmiş…)

Hayatım boyu marketten zeytinyağı almadım. Çünkü tüm ailem tarımla daha doğrusu zeytin ve zeytinyağı ile uğraşır benim, Türkiye'nin tadı en güzel ve en düşük asitli zeytinyağını üretirler. Ekmeği elinize alıp bir kez yağımıza bandırdığınızda anlarsınız gerçek saf zeytinyağının tadını. Zaten sonra başka zeytinyağı yemeniz zordur.

İşte bu zeytinyağına artık hiç zahmete girmeden ulaşabileceksiniz. Yağımız; köyüm Yaykın ovasının zengin mineralli kırmızı topraklarında yetişen ülkemizin en düşük asitli en sağlıklı yağı. Ben size bir beslenme uzmanı gibi zeytinyağının faydalarından bahsetmeyeceğim. Üstelik tüm dünya zeytinyağının sağlık üzerindeki olumlu etkilerini kabullenmiş durumdayken anlamsız olur.

Bu ticari bir iş değil. Zeytinyağımız kalitesinden dolayı sıkıldıktan sonra daha bizim depolarımıza girmeden alıcısını buluyor. Fakat daha sonra büyük fabrikalarda farklı yörelerden gelen, farklı asitlik derecesindeki ve farklı kalitedeki yağlarla karışıp işlendikten sonra marketlerdeki yerini alıyor. Yani kısaca özelliğini kaybediyor, aroması, tadı, rengi, asitlik oranı her şeyi değişiyor.

Tüm doğallığı, nefis tadı, nefis kokusu, sıfıra yakın asitlik oranıyla Yaykın’ın sağlıklı zeytinyağı...

Deniz Ökek

Yaykın © 2013

dijital bilgisayar